28 Aralık 2009 Pazartesi

Hiç Bölüm 2 (Üçleme Öykü Serisi)

Şizofreni
1

Yaşadıkça yoruluyor bedenim
Sessiz ve sürgün hayaline gizleniyorken
Senle uyanıyorum kan uykularımdan
Kar yangını çıkıyor susuşlarımda
Elimde izleri korkularımın
Kanlı sevdalar kavgalı ihanetlerle sevişiyor.
Bir sokak çıkmazında günahıma tecavüz ediyorlar
Bir harami yolumu kesiyor
Cebimdeki son paraya canımı veriyorum
Cehennem sonlarına yürüdüm
Bir şehir dile geliyor
Yarım öykü yeniden başlıyor eskisinin bittiği yerden

Gene aynı yalanlar aynı kavgalar, bıktım.
Bu sözlerle mi başlamalıydım günlüğümde satırlar yazmaya.
…….sabah uyandım içimde huzursuzluk kendi kafatasımı tırmalıyor gibiydim.Yanında uyandığım kaç sabahı kavgasız bitirdim hatırlamıyorum.Yüzümü yıkamaya gittiğimde banyoya,sanki başımdaki ağrı yaşamımdan satırlar yiyordu,camdan yansıyan yüzümden tiksinmeye başlamıştım.bugününde diğerlerinden farkı olmazdı ki …. Saat 12 otuz bütün olanları hatırlıyorum, güne bu duygularla başlıyordum yaşadığımın huzursuzluk olduğuna inanabilirdim eğer hep tekrar eden bir sinema karesi yaşamıyor olsaydım.
…..yatağa döndüğümde yüzümü yıkamamıştım aynadaki görüntüme tahammül edemiyordum. Hadi dedim bugün bir başlangıç olsun. Islak ellerimi onun vücuduna değdirdiğimde “uyuyorum görmüyor musun,” diye gürlemesi bir oldu “ne kadar hayvansın şaka bile yapamayacak mıyım sana” “ne şakası, sabahın köründe yattık. İkimizde çok sarhoştuk ve sinir harbinden bize yorulmuş bedenlerimizin sızması kalmıştı. Şimdi sen sabahın köründe beni soğuk şakanla uyandırmaya çalışıyorsun siktir git uyuyacağım.”Her kelimeden sonra daha şiddetli bağırmasıyla karşılıyordum günü. Bende kayıtsız kalamazdım öylede yaptım “küfür etme bıktım senin küfürlerinden. Her günümü senle kavga ederek mi geçireceğim ”Ağlamaya başlamıştım. Bütün ilişkimiz bir sinir harbi halindeydi elimizde kanlı bıçaklar bedenimizde sözlerden delikler açmaktan baksa bir şey yapamıyorduk.
…..bunu nerde durdurabileceğimizi bilemiyordum oysa yatakta uyurken onu izlediğimde sanki biri bana bakıyormuş gibi geliyordu aynı ben olmuştu o kadar zaman sonra.”Ya sus yada ağlamana öteki odada devam et yoksa uyumak istiyorum” dedi.Lanet olsun diyerek odadan çıktım.Evet buda önceki sabahlarla aynıydı, neden farklı olsun ki neden kavgalarımız tükensin ki.Salona ağlayarak gittiğimde göz yaşlarım yanaklarımı döver gibi süzülüyordu.Böyle olmamalıydı,ilk gün kadar güzel kalmalıydı yada bir kavgada bitmeliydi. Öyle ise kalk git al eşyalarını ayrıl buradan yok et ilişkini küllerine kanını bas, fakat odaya girdiğimde az önce bana bağıran adam yoktu yatakta, yüzümdeki ifade karmaşası büyüdükçe büyüdü .Daha 5 dakika geçmeden nasıl oluyorda kalkıp yatağı toplayıp gider.”Nerdesin” karamsar tedirgin bir seslenişti bu,duvarlara çarptıkça kulaklarımda yankı bulan. “Banyodayım bağırma” . Kavga kavga kavga sinir muharebesi bölüm 3bin seksen iki.
-neden kalktın uyumana devam edersin sanıyordum.
-uyku bırakmadın ki.
-böyle bağırıp durma lütfen artık kaldıramıyorum.
-ne yapmalıyım dün geceden sonra,adamla senin yüzünden kavga ettim üstüm başım kan içinde kaldı.Gözümün haline bak.
Her kelimeden sonra kararlı ama yüksek tonlarda bağırmaya devam etti
-peki dedim artık sus lütfen bugünü kavgasız geçirmek istiyorum.
-ne halin varsa gör gidiyorum.
Demesiyle kapının çarpılma sesini duymam bir oldu .
Gitti.!
Göz yaşlarıma dur diyemiyordum. Odanın ortasına çöküp ağlamaya devam etmeliydim,günün olağan ritueli buydu.

Belki ben yoktum
Belki ben ölüydüm
Küllerinden doğmayı beceremeyen
bir anka kuşuydum
Her yaratılışında kendini lanetleyen…

diye başlıyordum günlüğümde yazmaya. Eve geldiği an ardından simsiyah gerginlik koyu gri kavgasıyla geliyordu. İlişkimiz savaş meydanı gibiydi,uzun ve çorak arazide kanlı bedenlerimiz, birimizin kalbi çıkarılmış birimizin kolu kopmuş.Tartışmadan geçirdiğimiz bir zamanımız yoktu ve eve gelmişti.Hoş geldin sevgilim,hoş geldin kavgalarımız,hoş geldin sinir harbimiz.Hadi dedim kendime hadi “gene dene gene yenil daha iyi yenil” “hoş geldin hayatım” (güzel bir başlangıç olabilir mi acaba) dene dedim. “hoş geldin hayatım” beni öpmesi yolunda gittiğin göstergedir diye düşünüyordum .“Sağol canım” yüzümde kocaman gülümseme donup kalıyordu.Onu odaya girerken gördüm evet gördüm. İçimde garip bir huzur vardı ama biliyordum çok da uzun sürmeyecekti.Arkasından bende odaya gittim ama az önce odaya girdiğini gördüğümü hatırlıyorum buna yemin bile edebilirdim.fakat şimdi yoktu, neredeydi, beynim miydi bana oyunlar oynayan? “Aşkım nerdesin” tek yapabildiğim seslenmekti odaya girdiğini biliyordum ve sesi banyodan geliyordu. “iki dakika bekleyemedin”.az önceki “sağol canım” diyen adam sanki gitmiş hiddetli gürlemesiyle mr hyde’a teslim oluyordu .Ben neden alttan alımalıydım ki,sadece “nerdesin” diye seslendim sesimde de yüksek ton yoktu basit bir “askım nerdesin” di -neden bağırıyorsun zaten bağrışmalar olmadan zaman geçiremiyoruz. Yok illa bir şekilde kavga edeceğiz.Neden mi? Çünkü günün kuralı bu ; bugün uyan kavga et sonra aksam gel yeniden kavgaya devam et beyimiz kavgasız duramıyor.”
Sesim yükseldikce kalbimin üstüne üstüne batıyordu kelimeler.
-Sikerim böyle işi bütün gün yoruldum amına koyım.Gel aksam birde dırdır çek. Nedir bu ya her gün her gün. Neden hayatımı senle rezil ediyorum.Tükendim,bıktım.Ben sende öldüm yokum ne halin varsa gör.”
Gürleyen sesinin altında ben ezilemezdim
-Ne demek bu hayatını ben rezil ediyorum yani .Çek git çok mu meraklıyım senle kavga etmeye lanet olsun.Senle her gün mutsuzum çık artık hayatımdan”
Bunu söylememeliydim ama bende sinirli anında kelimelerine sahip çıkamayanlardanım. “nerdesin” kısa ve tek tek “nerdesin” duraksayıp tedirgin bir eda ile gördüğüm manzara şok ediyordu.Çünkü mutsuzdum çık artık hayatımdan dedikten sonra sesi kesildi oda ve banyo arasında yaşanan kavga bir anda sessizliğe terk etti kendini “nerdesin” ama ses gelmiyordu odada hala ayaktaydım sanki kavgalar ayakta yapılmalıydı ayakta ve dimdik. Savaşlar da böyle değilmiydi? Banyoya doğru yürüdükçe parkelerde yalın ayak bir şap şap sesi çıkıyordu.Az önce bana gürleyen neredeydin.
Banyoda yok, oda da yok sanki hiç gelmemiş gibiydi .Beynim oyun oynuyordu belki de, dönüp odaya yürüdüm.Kapının açılıp kapanma sesini duyduğumda anladım.
Gitti
….yorgun ve ıslak bir mendildim üşümüş her ağlayıştan.
Evet üşüyordum tüm bu kavuran hüzne rağmen üşüyordum.Bir sokak ortasında yatan ceset gibiydim. Ölüm sıcacık sararken soğuk kaldırım tenimi donduruyordu,benimse üşümeye mecalim yoktu.bugün belleğimde sanrılarıma dokunan o kadar çok acı yasadım ki hepsini silmek istiyordum çıkıp kapıyı çarpıp gitmemeliydi.Gitti onsuz içim daha bir acılarla baş başa.Her gece sayfalarına bir şeyler yazarken neden içinde hep hüzün yada acı var.Ne zaman dinecek bunlar.

Son noktayı koyduktan sonra başımdaki ağrı dayanılmazdı.İlaç içmemin zamanı gelmişti.Gözümün önünde her şey flulaşıyordu mutfağa doğru attığım her adımda biraz daha bulanıklaşan görüntü mutfakta artık çocukken kırık puslu camların içine baktığımdaki gördüklerimle aynıydı. En son hatırladığım tüm ışıkların kendini önce fluya oradan bulanığa ve karanlığa terk etmesiydi,galiba bayılıyordum.Başımın içinde bir çocuk elindeki ağaç dalını ölmüş beynime saplayıp duruyordu.

-ne kadardır baygınım.
-bilmiyorum eve geldiğimde mutfakta yerde gördüm seni
Her şey aydınlandığında odada yatıyordum yanıma oturmuş beni izliyordu.
-sen ne zaman geldin.
-yaklaşık 15 dakika oldu.
Sözleri durgun ve soğuktu beni sevmiyordu sanırım.Bunu ondan duyabilir miydim yada duyduğumda ne tepki verirdim bilmiyorum.Kör bir okçunun rast gele fırlattığı ok karamsar düşünce olup kalbime saplandı.Sormalıydım ona.
-artık beni sevmiyorsun değil mi.
Yüz çizgileri derinleşiyor ve sinirli ifadesi geri dönüyordu
-bunu nerden çıkarıyorsun.
Sesinde ki hiddeti çok iyi hissedebiliyordum
-sorumu cevaplar mısın uzun zamandır seni seviyorum dediğini hatırlamıyorum..
-saçmalıyorsun liseli aşıklar gibi her zaman mı söylemeliyim bunu hastasın sen.
-ben sana basit bir soru soruyorum ve sen polemik haline dönüştürüyorsun.Fark etmiyor musun artık kavgalarımız dayanılmaz hale geliyor birbirimize tahammülümüz yok.
Gözlerim göz pınarlarımda ağırlaşan yaşlarımı artık taşımaz olmuştu yanaklarımdan süzülüyordu yavaşça.
-hadi biraz uyu çok gerginsin.
Konuyu geçiştirmenin bir yolunu arıyordu artık biliyordu ve emindim beni sevmiyordu.

…çığlıklar atarak uyandım bu rüyayı çok sefer tekrar tekrar görüyordum her tarafı kan içinde kalmıştı köşe başında biri gelip elindeki silahı usulca uzatıp tam kafasından vuruyordu kanlar içinde kalmış bedenine sarılıp çığlıklar atıyordum.Titreyen vücudunda son nefes kırıntıları usul usul tükeniyordu.Yüzüm bir rujla boynuma kadar kırmızıya boyanıyordu sanki, kırmızıyı severdim ama o akan kanıyla kollarımın arasında ellerimin içinde ölüyordu.
-neden neden.diye bağırıyordum.
Sanki gerçekti kollarımın arasında kalbinin son atışlarını hissediyordum.Kollarımın arasında ölüyordu yüzü,hep sevmeye doyamadığım yüzü solgun ve ifadesiz halde artık siliniyordu. Tetiği çeken karanlık yüzüme son bir kere bakıp “zamanı gelmişti.Onun için şimdi bitiyor senin için çok az kaldı,hadi git evine her şey başladığı şekilde bitecek” dedi sesindeki kararlı soğuk yankılar geceyi tutuyor ölüme sarıyordu.
-Hayır! Feryatlar içinde çığlık atarak sıçradım.

Mutfakta yerde uyandım neydi bu. şimdi hangisi gerçekti hangisi hayal odada yaptığımız konuşmada mı rüyaydı beynim karıncaların istilasına uğradı.Doğrulup banyoya gittim üşüyordum.Bütün gece mi mutfakta yerde uyumuştum.banyonun kapısını açıp içeri girdiğimde yüz yüze geldik.Onu hiç beklemediğim bir yerde görmek hayalet görmekle eşdeğerdi.
-ayhhh sen burada mıydın.
Yüzünü yıkayıp bana baktı sesim titriyordu.
-evet neden dedi burada olmamalı mıydım.
-ne zaman geldin mutfakta bayılmışım insan bir gelip bakar ve alıp kaldırır.
-senin mutfakta olduğunu nerden bileyim gittin dışarıda geziyorsun sanıyordum.
Banyodan çıkıp odaya yürürken hala gördüğüm rüyanın etkisi altındaydım.Belki de o yoktu dönüp arkama baktığımda bomboş bir evin içinde derin ve büyük bir sessizlik kol geziyordu.Odaya gidip uyumak istiyordum yatağa uzandığımda kulaklarımda bir mısra dolaşıp duruyordu belki yoktu belki bir ölüydü.
Gün ağarmaya başlamadan çığlık atarak uyandım sen yoktun beklide bir ölüydün ben kendimi sen sanıp yokluğunla sancılı doğumlar gerçekleştiriyordum.
2

Belki ben yokum
Belki ben ölüyüm

Kulaklarımı saran bu ses dur artık duymak istemiyorum seni
Gece koyu karanlık içinde kendimi yitiriyorum her anı gözlerimde seni yeniden öldürüyor yok musun sen.Bir uykudayım biliyorum,kollarına sar beni sımsıcak teninde nefes alabiliyorum.Göz yaşlarım yanaklarımı ıslatıyor buna inanmak istemiyorum yalan!! Sus!!
Belki ben yokum
Belki ben ölüyüm
Yalan!!kocaman bir yalan bu
Biliyorsun! Değil!
Bilmiyorum,yalan
Biliyorsun!
Belki ben yokum
Belki ben ölüyüm
Sus artık lütfen sus içimde paramparça oluyor yaşamak, cesedine sarıldıkça kayboluyorsun sarıldıkça yitiriyorum kendimi lütfen sus sen bensin ölmedin ölmüyorsun.
başım çığlık çığlığa sağır olacağım,lütfen suuuuus
Neden susmalıyım gerçekler bunlar ben ölüyüm.
Unuttun mu çıkmaz bir sokakta kollarının arasında iken son nefesim hırıltılar içinde çıkarken karanlığı son defa öperken öldüm
Yapma bunu bana,lütfen sus bu gerçek değil yanımdasın uyuyorsun .
Yalan koskoca yalan hatırla kan revan içinde öldümmmmm
....
..
.
hayal olmuşsun benle,özlüyorum seni,ölmek istiyorum ölmek istiyorum

..
.

dün varlığını yitirdiğim yerde
bugün
bir yokluğa sarılıyorum
ismini sen koyup
tüm satır aralarına
seni yazıyorum
uyandım artık tüm uykularımdan
psikozlarımıza günahlar çare olmuyor
cennetleri yitirmedeyiz
tüm cevaplarımız sorulmayan sorulara



Oz Büyücüsü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder