28 Aralık 2009 Pazartesi

Hiç Bölüm 3( Üçleme Öykü Serisi)

dün varlığını yitirdiğim yerde
bugün
bir yokluğa sarılıyorum
ismini sen koyup
tüm satır aralarına
seni yazıyorum
uyandım artık tüm uykularımdan
psikozlarımıza günahlar çare olmuyor
cennetleri yitirmedeyiz
tüm cevaplarımız sorulmayan sorulara

Duvarın dibinde yere oturmuş ağlıyordu, üzerinde hüzünleri ile. Dizlerini karnına çekip sırtını duvara yaslamıştı. Kafasını ve kollarını birleştirmiş saçlarıyla yüzünü örtüyordu. Ağlıyordu ne hıçkıra hıçkıra ne de usul usuldu sesi ama ağlıyordu, kulakları boğan o sessizlikte. Kafasını yavaşça kaldırırken yanaklarından gözyaşları süzüldü. Yüzünde belli belirsiz bir tereddüt,tereddütten fazla hüzün… Ağlıyor, nefes alışverişi sakin.

Derin iç çekişinden sonra konuşmaya başlarken usulca, sessizliği deliniyordu odanın.

- Rüyalarımdan bildiğim cinayetim, şimdi kör gözlerle bakıyorum sana. Nereye kadar yaşayacağız senle?

Aptal ifadesi boşluğu doldurdu..
Toplam iki an sustuğunda, belirsiz birinden cevaplar dinliyormuş ciddiyeti vardı yüzünde. Devam etti konuşmaya…

- İçimce hissediyorum seni.

Ürperirken karamsar ifadesi daha da derinleşiyordu, ağlamasına durak vermeden bakınıyordu.

- Yoruldum…

diyor sessiz ve utangaç bir edayla sonra devam ediyor;

- Yaşamak mı zor ölmek mi?

Karar vermişçesine başlayıp söze, korka korka konuştu, cümlelerinde tereddütten eser kalmıyordu… Sert ve kelime sonlarını bastıra bastıra dile getiriyordu içindeki ağır hiddet duygusunu…

- ÖLMEK; bir an, bir saat, bir gün, belki bir ay ama sonlu ölmek. Durup bitirmek (yutkunur nefes alır) fakat YAŞAMAK; bir ömür, bir hayat boyu durmadan, duraksamadan, dinlenmeden hep yaşamak (nefes verir) zor olan bu, uzun ve yorucu (gözlerinden iki damla daha süzülür).

Usulca kalkıp yerinden yavaş adımlarla yürüyordu çıplak ayakları ahşap kaplı zemine dokundukça o ince sessizliği delip odanın içinde yankı buluyordu kendisine. Ağır ağır kapı aralığına kadar ulaştı. Durup bir omzunu kapının kirişine yasladığında tüm dünya sanki sırtının arkasında kalmış gibiydi, sesinde gurur ve dilenme tavrı bir arada. Ne garip çelişkiydi bu, ama anlamsız gelmişti ona da…

- Karar vermek zor, bir dal ver bana tutunmak için. Çok yoruldu artık ayaklarım.
(gene anlık sus)
- Gitmek!
- Ama nereye?
(susa bir an daha devam)
- Ama kötüdür gitmek. Çok defa kızmadım mı gidenlere? Şimdi gidersem benziyor olmaz mıyım onlara?

(suskunluğunu bu kez bir ümide bağlamak için aradı gözleri tutunacak bir şeyler, oysa devam etmeye başladığında, içindeki en derin ümitlerin hepsi ölmüştü. Arayan ifade ile boşuna bakıyordu)

- Bir dal bulmalıyım tutunmak için.

Banyoya girdi yüzünü yıkadı, ağlamaktan akan makyajı yanaklarını kirletiyordu. Aynadan kendine baktı kısa bir an sonra. Nedense gözüne lavabonun kenarında duran jilet ilişti. Keskin bir hareketle eline alıp gömleğin cebine koydu. Bir avuç su daha atıp yüzüne, banyoyu terk etti. Tereddütleri, yüzünden önce yaratılmıştı yüzünde eski tereddütleriyle dünyayı izliyordu.

- İntihar bu!

Söylediğiyle çelişkiye düştü, kapı aralığında yaşamla ölüm arasında kalmanın beraberliğini yaşıyordu.

- Olsun, geride bırakacak kimsem kalmadı ki...

- Hayır, olmaz intihar bu!

dedi.

Bu kez susup boşluğu dinlemesi uzun sürdü. Kapı arasında bir yana yaslanarak durdu, tam burada, bu an seyretmeliydi yüzünü herkes. Bebek masumluğunda mimikleri pek bulunmuyordu suratında. Masum, mahzun ve yarım ifadelerle, cümleleri titrek…

- Dursun artık tüm sesler! (sakin haykırdı)
- (kulaklarını kapatıp) Yalnızım, kimse kalmadı (gözlerinden yaş süzüldü).

Bir iklim daha yitiyordu tam vaktiydi gitmenin, diye düşünmeye başladı. Belki, belki de özlüyordu onu.

- Olmaz!

dediğinde hâlâ kararsızdı.

Gözlerini kapatıp, derin derin nefes alıp tekrar devam etti.

- Beynimin içinde sesler var, dursun artık hepsi!

Ağlıyorken isyankârdı sesi.

- Bu muydu bana yazdığın yaşam?

dedi, kendi görüntüsünü izlediğinde aynada. Söylemesi gereken tek cümle bu olmalıydı. Geçen zamana hükmedemeyişine sinirlendi, devam etti.

- İstemiyorum hiçbir şeyi, sessizce bitmeli, usulca sona ermeli…


Yavaş yavaş ve yalınayak yürüdü. Sessizlikte ne nefesi ne de başka bir ses duyuluyordu. Oda sanki ayaklarının yere çarpışından başka tüm seslerini yutuyordu. Köşesine vardığında tekrar bekleyişler yaşadı, ilk bekleyişi öldürdüğünde diğerini öldürmesi zor olmadı o da cok kolaydı, sırayla hepsini öldürdü.

Yavaşça doğrulup yerinde, cebinden jileti çıkardı. Parlayan metal yüzeyine bakıp onu parmaklarının arasında gezdirdi

Kafasını kaldırdı ve hafif bir tebessümün, ağlamasının yerini tuttuğu o an, gözlerinde nicedir dolan gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.

- Son dediğimiz bir diğeri için başlangıçtır.

dedi ve jilet teninde derine doğru kesik açmaya başlamıştı. Parmaklarına ihanet ederken yaşama arzusu belki de asla olmamıştı.

Bir şiir başlar kendi sesinden

Artık değişmiyor zaman
Yorgun ve ıslak bir mendilim
Üşümüşüm her ağlayıştan
Rüyamda gördüğüm cinayetim bu
Yetim yalnızlığıma sığınan
Yetim yalnızlığıma sığınan
Melanj tonlu hıçkırıktır
İntihar.

Susuyorum
Camda yansıması kaybolmuş beklemeleriyim
Terk edişlerin
Bir kayıp buğu biraz da
Ve biraz da yarım cümlelere sıkışmış bir çocuğum
Tüm savaş boyaları kaybolmuş.

Gözleri kapanırken, içinde beklemeli halleri vardı, başını geriye doğru yasladığında artık dünya karanlıktı.

Çok uzun süre geçmedi ve beklenmedik bir şey oldu. Onun için karanlık olan odada tek basına değildi, onu izleyen al kanatlı al sakallı surat herkesi andırıyordu; bembeyaz yüzünde yanaklarından süzülen gözyaşları kan kırmızıydı. Kız odanın öteki ucunda, yerde, köşede duvara yaslanmış duruyordu, sağ kolu yanına açılmış bileğinden akan kanlar ahşap zemin üzerinde yayılmaya devam ediyordu. Yavaş adımlarla yürüdü kıza. Tek bir adım kala durdu, aynı anlamsız ifadelerle bakmaya devam etti. Yüzünde belli belirsiz garip bir tebessüm vardı, son adımı da yaklaştı, bakışlarını kızın üzerinden hiç eksik etmeden ona doğru çömeldi, tüm hareketleri sakin ve donuk… Şimdi, artık kızla yüz yüze kalmıştı, sadece kızın gözleri kapalıydı, onunkiler açık. Kafasını sağ omzuna doğru bükerek baktı kıza. Kızın yüzüne doğru yavaş bir hareketle elini kaldırdı, yanağına yukarıdan aşağıya doğru bir hareketle dokundu ve gözlerini kapadı.Açtığında gözlerini, yanaklarından iki kan damlası daha yere damladı. Bakışlarını yavaşça kızın bileğindeki kesiklere çevirip elini yaraya dokundurdu ve gözlerini yine kapadı. Sonra açtı. Kanlar içindeki elleriyle kızın elini tuttu. Elinde artık kızın kanı vardı, baktı ellerine ve gözlerinden gene damlalar süzüldü yere. Kızın ellerini dizlerinde birleştirdi, kafasını da dizlerinin üzerinde birleştirdiği ellerine doğru indirdi, saçlarını yanaklarından aşağı, yüzüne örttü. Tüm hareketleri yavaş ve sakindi, yüzünde hiç anlam ve ifade yoktu. Usulca ayağa kalktı, arkasını dönüp sakin adımlarla geldiği yerden gitti. Giderken iki damla yere damladı parmaklarından. Usulca gider, yerdeki tahta döşemede ince bir ayak sesi.



Oz Büyücüsü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder